Mide Kanseri Riski Katlanıyor! Helikobakter Pilori Bulaşma Yolları ve Korunma Yöntemleri
Toplumun büyük bir kısmını etkileyen ancak çoğu zaman göz ardı edilen Helikobakter Pilori enfeksiyonu, sandığımızdan çok daha sinsi bir tehdit olabilir. Uzmanlar, tedavi edilmediği takdirde bu bakterinin mide kanseri riskini ciddi oranlarda artırdığına dikkat çekiyor. Ağızdan ağıza, çataldan bıçağa kadar pek çok yolla kolayca bulaşabilen bu mikroorganizma, aile içinde hızla yayılabilir. Peki, mide sağlığımızı tehdit eden bu gizli düşmanı nasıl tanıyacak, nasıl önlem alacak ve en önemlisi kendimizi ve sevdiklerimizi bu riskten nasıl koruyacağız? Erken tanının ve doğru tedavinin hayat kurtarıcı olduğu bu önemli konuda tüm detayları haberimizde bulabilirsiniz.
İSTANBUL (AA) - Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Ziya Mocan, helikobakter pilorinin tedavi edilmediği zaman uzun vadede mide kanseri gelişme riskini artırdığını belirtti.
Hastaneden yapılan açıklamaya göre, toplumun büyük bir bölümünü etkileyen helikobakter pilori enfeksiyonu, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.
Ağızdan ağıza, çatal, bıçak gibi ürünlerden ve yakın temasla bulaşan bu bakteri, aile bireyleri arasında hızla yayılabiliyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Ziya Mocan, helikobakter pilorinin insandan insana bulaşan bir mikroorganizma olduğunu belirtti.
Bulaşmanın tükürük, tükürük damlacıkları ve yakın temas yoluyla gerçekleştiğine dikkati çeken Mocan, "Bu nedenle özellikle eşler arasında bulaşma sık görülür. Eşlerden birinde bakteri varsa, diğerinde bulunma olasılığı yaklaşık yüzde 90 civarında. Aynı şekilde anne-baba ve çocuklar arasında da geçiş söz konusu. İyi yıkanmayan çatal, bıçak gibi ürünlerden de bulaşabilir." ifadelerini kullandı.
Mocan, tanı konulan kişilerde aile bireylerinin de taranması gerektiğini, bakteri için kan testleri, endoskopi, gaita ve nefes testlerinin tanıda önemli olduğunu aktardı.
Tanıda en kolay ve yaygın yöntemin kan testi olduğunu vurgulayan Mocan, şunları kaydetti:
"Kanda bakılan helikobakter pylori IgG antikoru, daha önce geçirilmiş enfeksiyonu gösterir. Bakteri mide asidine dayanıklıdır ve mide mukozasına yerleşerek uzun süre kalabilir. Hastalık, gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık yüzde 70, gelişmiş ülkelerde ise yüzde 30 oranında görülmekte. Türkiye'de genel nüfusun yaklaşık yüzde 70'inde geçirilmiş enfeksiyon bulguları saptanmakta."
- "Kalabalık aileler risk grubunda"
Düşük sosyoekonomik düzeyde olanlar, kalabalık ailelerde yaşayanlar, hijyen koşulları yetersiz olanlar ve aynı evde helikobakter pylori taşıyıcısı bulunanların risk grubunda olduğunu aktaran Mocan, şu ifadeleri kullandı:
"Bulaşma, ağızdan ağıza aynı çatal, kaşık, bardak kullanımı ve dışkı-ağız yoluyla gerçekleşebilir. Sürekli mide ilacı kullananlar, mide ve on iki parmak bağırsağı ülseri olanlar, endoskopide aktif gastrit saptananlar, mide kanaması geçirenler, ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar, karın şişkinliği ve hassas bağırsak şikayeti olanlar mutlaka helikobakter pylori açısından taranmalı. Sigara kullananlar da bu bakteride risk altında."
Mocan, tedavi edilmediğinde mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerine yol açabilen enfeksiyonun, uzun vadede mide kanseri gelişme riskini artırdığını, bu nedenle hastalıkta erken tanının önem taşıdığını vurguladı.
Tedavide antibiyotiklerden faydalanıldığını ve sürecin yaklaşık 2 hafta sürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Mocan, bu sürecin hekim kontrolünde uygulanması gerektiğine değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Mide koruyucu ilaçlar, bazı mineral destekleri ve uygun beslenme tedaviye eşlik eder. Tedavi sonrası tekrarlama riski yüzde 30 civarında. Tekrarlamalar, tedavinin yarım bırakılması, aile içi bulaşın devam etmesi, yakın temaslı kişilerin taranmamış olması nedeniyle görülebilir. Tedavi sürecinde probiyotik içeren yoğurt, kefir, ayran, haşlanmış sebzeler, çorbalar, elma, muz gibi mideyi rahatlatan besinler, bitki çayları faydalı. Sigara, alkol ve baharatlı gıdalar tedaviyi olumsuz etkiler."
Helikobakter Pilori, tedavi edilmediğinde mide ve on iki parmak bağırsağı ülserlerine, uzun vadede ise mide kanseri riskine yol açan yaygın bir bakteridir. Prof. Dr. Ziya Mocan, bu enfeksiyonun tükürük, yakın temas ve iyi yıkanmayan eşyalar aracılığıyla insandan insana, özellikle de aile içinde kolayca bulaştığını belirtiyor. Türkiye'de nüfusun yaklaşık yüzde 70'inde geçirilmiş enfeksiyon bulgularına rastlanmaktadır. Tanı için kan, endoskopi, gaita ve nefes testleri kullanılsa da, kan testi en kolay ve yaygın yöntemdir. Düşük sosyoekonomik düzey, kalabalık aileler, hijyen eksikliği, mide ilacı kullanımı, ülser öyküsü ve ailede mide kanseri gibi faktörler risk grubunu oluşturur. Tedavi, yaklaşık 2 hafta süren antibiyotik kürleri, mide koruyucular ve uygun beslenmeyi içerir. Tedavi sonrası tekrarlama riski %30 civarında olup, eksik tedavi veya aile içi bulaş devamı ana nedenlerdir. Probiyotik zengini yoğurt, kefir gibi gıdalar ve haşlanmış sebzeler tedaviye destek olurken; sigara, alkol ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulması önerilir. Erken tanı ve doğru tedavi, mide kanseri riskini önemli ölçüde azaltmada kritik rol oynamaktadır.